Kategori Arşivi Havadan Sudan

Bir Araç Muayene Macerası ve Öğrendiğim Bir Sürü Şey

Merhabalar.

Geçenlerde Kia marka aracımı muayeneye götürdüm. Koltuk sayısından dolayı muayeneden kaldım. Gerekçe -genel bir problem olan-ruhsatta ve “sistem”de 5 koltuk yazması ama araçta 4 emniyet kemeri olması.
Emniyete giderek halletmem gerektiğini söylediler.

Doğal olarak süreci öğrenmek için Google’a başvurdum. (2013 veya 2014 tarihli) Bir sözlük veya blog yazısından Emniyet’ten randevu almam gerektiğini ve 67 lira gibi bir ücret mukabilinde halledebileceğimi öğrendim.

Uğraşanlar (İstanbul’da) Emniyet’ten randevu almanın eziyetini bilir. Her neyse evime yakın olan Bahçelievler Emniyet’te yer bulamadığım için Bağcılar’a randevu aldım. Gittiğimde ilgili işlem için randevuya gerek olmadığını ve aracın belgelerinin Esenler Emniyet Müdürlüğü’nde olduğunu dolayısıyla oraya gitmem gerektiğini öğrendim.

Akabinde Esenler’e yollandım. Oradaki memur arkadaştan da dosyamda “Araç Uygunluk Belgesi” diye bir belgenin olmadığını, koltuk sayısının değişmesi için bu belgenin gerektiğini ve Kia bayisinden alabileceğimi öğrendim.

Sonrasında Emniyet binasında oturacak bir yer bulup sağı solu aramaya başladım.

İlk etapte 2 tane Kia bayisini aradım. İlk bayiden bu belgeyi kendilerinin çıkaramadıklarını, Gebze/Şekerpınar’daki Çelik Motor’un merkezinden alabileceğimi söylediler. Çelik Motor’u ilk aramamda ulaşamadım.

İkinci bayiyi aradığımda muamelecilerine yönlendirdiler. İlgili arkadaştan da -sağolsun- 250 liraya bu belgeyi çıkaracağını öğrendim.

Bu defa da “workaround” bir çözüm olan, araca sanayide 5. emniyet kemerini monte ettirme seçeneğini düşünmeye başladım. Onun için de bir maliyete araştırması yaptım: Sanayiden aracı görmeleri gerektiğini, 50 ila 170 lira bir meblağa mal olacağını öğrendim.

Efendime söyleyeyim.. Ondan sonra Çelik Motor’u bir kez daha arayıp Kia menüsüne bağlandım. Oradan da direkt Kia’nın müşteri hizmetlerini aramam gerektiğini öğrendim. Orayı arayınca sağolsunlar belgeyi kendilerinin hazırlayıp kargoyla göndereceklerini söylediler(öğrendim).

Bunca badireden sonra ücret ödemeden belgeyi temin edecek olmanın huzuruyla Emniyet’ten çıkıp aracımı parkettiğim yere gittiğimde yerinde olmadığını gördüm. Oradaki bir dükkandan “aracın çekildiğini, 5 dakikalık mesafede felanca yerde” olduğunu öğrendim.

Arkadaşın 5 dakikasının benim 15 dakikama tekabül ettiğini de öğrenerek otoparkı buldum. 90 tl çekici ücreti ve 12 tl otopark ücreti mukabilinde aracı kurtardım ama henüz cezanın ne kadar olduğunu öğrenemedim.

Neyse en son kargoyla belgemi alınca tekrar Emniyet’e gittim. Bu defa yoğurdu üflemeyi öğrenip, aracı Emniyet’in alt tarafındaki açık otopark 5 lira karşılığında bıraktım.

Ruhsat parasını da vermeye hazırlanımışken, memur arkadaştan “sadece bilgisayardan bir değişiklik yaptığını, bunun yeterli olduğunu ve ruhsatı yenilemeye gerek olmadığını” öğrendim. Dolayısıyla en başta internetten öğrendiğim şeylerin doğru olmadığını da öğrendim.

Kendinize çook iyi bakın.

 

 Bu sayfa 250 kez görüntülendi

It's only fair to share...Share on LinkedInShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on Tumblr

Yazılımcılar ve İşsizlik

TÜİK’in son açıkladığı(16.01.2017 tarihinde) verilere göre işsizlik oranı bir önceki seneye göre %1,3 artarak %11,8 olmuş. Verilere daha detaylı bakınca tarım dışı işsizlik oranının 1,5 puanlık artış ile %14,1 , genç nüfustaki (15-24 yaş) işsizlik oranının 1,9 puanlık artış ile %21,2; 15-64 yaş grubundaki oranın ise 1,3 puanlık artış ile %12 olduğu görülüyor.

Aslında bu veriler Linkedin’deki “iş arıyorum” paylaşımlarının devamlı surette artmasıyla gördüğümüz gerçeğin matematiksel açıklaması.

Piyasanın genelinde görülen sıkıntının finans sektörü özelinde daha fazla olduğu ise arkadaşlarımdan duyduğum ayrı bir konu.

Tabi ki tüm bu sıkıntılardan yazılımcılar da -tüm sektörlerde çalışabildiğimiz için “yazılım sektörü” demek istemiyorum- azade değil elbette. İş arayan pek çok yazılımcıyı görüyor, duyuyor ve yakinen biliyorum.

Bütün bu kasvetli ortamda yazılımcıların diğer meslek grubu mensuplarında olmayan bir avantajı var elbette: Bir iş ortamı zorunluluğu olmadan üretim yapabilmesi. Evden, kafeden, hatta Anadolu’nun ücra bir köyünden. Yeter ki yanında ihtiyacı olan programları muhtevi bir bilgisayarı olsun!

Ben de bu konu üzerinde biraz kafa patlatıp, iş arayan bir yazılımcının “o esnada” neler yapabileceğini düşündüm. İşte aklıma gelenler:

* Öncelikle direkt bir ofis çalışanı olmak dışında freelance ve remote çalışma gibi iş modelleri yaygınlaşıyor. Şu an uluslararası uzaktan çalışma platformları da revaçta. Bunları göz önünde bulundurmakta elbette fayda var. Tabi İngilizce burada ayrı bir önem kazanıyor. Öte yandan imkanı olanlar için yurtdışı da diğer bir seçenek. Örneğin Fransa gibi IT çalışanlarına özel kolaylıklar sunan ülkeler var.

* Dünya her geçen gün daha hızlı dönüyor. Bilişim dünyası ise çok çok çok daha hızlı dönüyor. Geniş vakte sahip olmayı fırsata çevirebileceğimiz en iyi yol: yeni bir şeyler, mesela yeni diller, yeni teknolojiler öğrenmek. Backend, frontend kısıtlarına takılmaksızın Python, Ruby, Go, Angular,PHP, HTML 5, Mobil programlama, IoT(Raspberry Pi, Arduino) .. ve hatta yapay zeka; Lisp, Prolog vs. Öğrenilebilecek sonsuz şey var!

Elbette bu öğrenim sürecini belli konuları önceliklendirerek yapmalıyız ama mutlaka bir öğrenim süreci oluşturmalıyız. Hatta bu öğrenim süreci sadece iş arayanlar için değil tüm yazılımcılar için olmazsa olmaz. Devamlı surette yeni teknolojiler, diller(şu an GoLang’ın yardırması gibi), yaklaşımlar/konseptler(DevOps, Mikroservisler vs) çıkıyor.. ve mesela yıllarca uygulamaya çalıştığımız “code reuse” prensibi için Mikroservis yaklaşımı “bunu o kadar da şa’apmayın” diyebiliyor. Bütün bu değişimlere ayak uydurabilmek için devamlı koşmaktan başka çaremiz de yok.

Hele bir de Endüstri 4.0 (İçinde yapay zeka, makine öğrenimi, IoT, Robotik vs. bir çok teknoloji sayılabilir) olayı var ki(ayrı bir yazı karalama amacındayım E4.0 için) topyekün ülke halinde koşmamız gerekiyor -bu sefer de!- geri kalmamak için.

Neyse konu çok dağıldı. İşin özü yeni bir şeyler öğrenerek hem canlı/diri kalmak hem CV’mizi genişletmek, hem de örneğin blog yazarak, video ders hazırlayarak katma değer üretmek mümkün.

Ve elbette bütün bu söylediklerim için 10 yılını, 15 yılını aynı kurumda, aynı teknolojileri kullanmaya veren arkadaşların “Bu saatten sonra ne öğreneyim?” psikolojisinden sakınmaları gerekiyor.. naçizane tavsiyem.

* Aklıma gelen diğer konu ise özellikle son paragrafta bahsettiğim yıllarını belli teknolojilere vermiş yazılımcılarla ilgili. Bu tecrübelerinizi profesyonel biçimde paylaşabilirsiniz. Ne basılı kitap olarak ne de video ders olarak derinlikli Türkçe kaynaklarımızın sayısı belki 2 elin parmaklarını geçmiyor. Bunları üretebilirsiniz. Kitap yazarak iyi kötü bir gelir de elde edebilirsiniz. Hatta Youtube videoları ile bile az da olsa(tam piyasasını bilmiyorum açıkçası. Mesela 10 bin izlenen bir videodan ortalama ne kadar reklam geliri oluşur?) bir gelir elde edebilirsiniz. Bunun en iyi tarafı da diğer insanlar için de bir şeyler üretiyor olmanız.

* Diğer bir konu ise kendi uygulamalarımızı geliştirebiliriz: Web, mobil.

Örneğin şu videodaki 06:58’de başlayan traktör sitesi olayını dinleyebilirsiniz. “Bu devirde o kadar kolay para yok!” diyor olabilirsiniz. Ama 3 tane PHP sayfası olmasa da kaliteli bir site şablonu hatta frameworkü oluşturup bunu ticari ürüne çevirebilirsiniz. Veya örneğin; 4-5 sene önce bir arkadaşım, geliştirdiği Android döviz uygulamasından aylık 200-300 dolar reklam geliri elde ettiğini söylemişti. Ki o zamanlar da bol miktarda muadili uygulama vardı.

Bunların dışında eksikliğini hissettiğiniz başka uygulamalar da olabilir. Örneğin benim aklıma gelen, bildiğim kadarıyla derli toplu, Türkçe bir “yazılım magazin” sitesi yok. Donanım, girişim, genel teknolojiler hakkında -hepimizin aklına gelecek- başarılı siteler var elbette. Ama yalnız yazılım hakkında aklıma gelen aktüel bir yazılım magazin sitesi yok. “Yeni çıkan konseptler hakkında neler var? Martin Fowler en son neyden bahsetmiş? Go dilinde neler eklenecekmiş?Microsoft .NET Framework’e yatırım yapmay bırakacak mı?” vs. Bilhassa İngilizcesi iyi olan arkadaşların kolaylıkla yapabileceği bir şey.

* Üsttekine benzer ayrı bir düşüncem ise kurumsal firmalar için üretilebilecek ürünler. Hatta bunu birkaç kişi beraber geliştirip “startup”a da dönüştürebilir. Örneğin bir cache yapısı, log yapısı hatta bütün bir framework. Yine mesela bir “Deployment tool”. Halen Türkiye’nin en büyük bankalarından birinde geçen seneye kadar manuel deployment yapıldığını biliyorum ve asla bu konuda yalnız olduğunu zannetmiyorum. Yine örneğin finans sektöründe çalışmış birkaç kişi, çalıştıkları “business know-how”ıyla o konudaki bir ihtiyacı gideren ürünler tasarlayabilirler.

* Bunların dışında, maddi sıkıntı varsa biraz daha hızlı getirisi olabilecek özel ders piyasası da var(Özgür Yazılım Dünyası’nın affına sığınarak :))

Benim naçizane önerilerim bunlar. Söz konusu yazılım olunca yapılabilecek başka pek çok şey de vardır muhakkak. Yorumlar da katkılarınızı beklerim.

Yazıyı okuduğunuz için teşekkürler.

Allah iş arayışındaki herkese hayırlı rızık kapıları nasip etsin.

 Bu sayfa 326 kez görüntülendi

It's only fair to share...Share on LinkedInShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on Tumblr

Boya

Merhabalar.

Küçüklüğümde babamın anlattığı bir hikaye vardı. Oldukça hoşuma gitmişti. Halen, zaman zaman aklıma gelir. Onu paylaşmak istiyorum:

Lokman Hekim’in hikmetli, mükemmel sohbetleri iştihar bulur. Pek çok insan arasında yayılır. İnsanlar onu görüp, sohbetinde bulunmak için can atar.

Bir gün, onu görmeyi çok isteyen bir kadın gelir, görmek için. Ama gördüğünde hiç beklemediği bir görüntüyle karşılaşır. Zira Lokman Hekim derisi siyah, kalın dudaklı birisidir.. ve ona biraz da küçümseyerek, “bu muymuş Lokman dedikleri?” manasında bakar.

Onun bakışlarından düşüncesini anlayan Lokman Hekim, yine mükemmel bir cevap verir:

“Bacım neden öyle şaşkın bakıyorsun? Boyayı mı beğenmedin, boyacıyı mı?

İşte, “öteki”ne karşı; bilhassa da yaratılıştan dolayı bizden farklı olanlara karşı saygı duymak için, sahip olunması gereken muhteşem bilinç!

Hayırlı kandiller..

 Bu sayfa 883 kez görüntülendi

It's only fair to share...Share on LinkedInShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on Tumblr

Bir Yazılımcının Hayatındaki Gerçekler

Merhabalar.

Sanırım bir yazılımcıyı anlatan en güzel çalışma aşağıdaki linklerde.
Siz de inceleyin. Kendinizi bulacaksınız.

Bir Developer’ın Hayatındaki Gerçekler

Bir Developer’ın Hayatındaki Gerçekler 2

Kendinize çook iyi davranın.

 

Bu sayfa 1073 kez görüntülendi

It's only fair to share...Share on LinkedInShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on Tumblr

Motorola Xoom 2 Restart

Merhabalar.

Motorola Xoom 2, 10.1 tableti aldığımda android 3.2 (HoneyComb) yüklüydü. Ics sürümüne yükseltmek için güncellemeyi indirmeye başladım. O arada bir yandan da çeşitli uygulamaları yüklemeye başladım. Tabi gariban aynı anda 2-3 ağır işlemi kaldıramadı ve dondu kaldı. Kapatma tuşu da çalışmaz oldu. İnternetten nasıl “hard restart”(sanırım tabir bu) yapacağımı araştırmaya başladım. Yalnız farklı farklı rivayetler karşıma çıktı. 30 saniye güç tuşuna basma, 30 saniye güç tuşu+ses aç tuşuna basma.. yanılmıyorsam tüm tuşlara basma da vardı.
Geriye tek kombinasyon kalmıştı zaten ama onu da ben düşünmedim: 30 saniye güç tuşu+ses azalt tuşu :). İnternette biraz daha debelenince bu kombinasyon hakkında da bir şey gördüm, denedim.. vee mutlu son: Tablet kendine geldi.

Kendinize çook iyi davranın.

 Bu sayfa 2141 kez görüntülendi

It's only fair to share...Share on LinkedInShare on FacebookShare on Google+Tweet about this on TwitterShare on Tumblr